ekonomi ticaret ihracat yatırım sanayi üretim osb tgb seb tobb osbük sanayi bakanlığı tbmm

POLİTİKA FAİZİNİN PİYASALARA ETKİSİ

Yayınlama: 24.01.2025
13
A+
A-
Ekonomi Gazetesi İstanbul Temsilcisi Ekonomist / Yazar

Politika faizi, diğer bankaların paraya ihtiyaç duydukları dönemlerde T.C. Merkez bankasından aldıkları paranın faiz oranıdır. Bankaların merkez bankasından aldıkları paranın vadesi genellikle haftalık olup bazen de daha uzun süreli olabilir. Politika faizi, piyasaların ve ekonomik dengenin gidişatına göre merkez bankası para piyasaları kurulu tarafından belirlenir ve söz konusu kurul her ay toplanarak ve ekonomik koşulları değerlendirerek (genelde enflasyon oranı) politika faiz oranını belirler.

Politika faizi, geçmiş dönemlerde düşük tutularak dengelerin bozulmasına enflasyon yüksekliğine, döviz kurtlarının artmasına yol açtığı halde sürekli düşürülerek %8,5 a kadar düşürülmüştü. Son yapılan 2023 genel seçimlerinden sonra göreve gelen ekonomi yönetimi tarafından yanlış olduğu gerekçesiyle tekrar faiz artışına gidildi ve %8,5 dan her ay yükseltilerek %50 lere kadar geldi ve son 8 aydan bu yana sabit kaldı. Sabit kalmasının en önemli sebebi ise yaşanan yüksek enflasyonun düşürülememesidir.

Ülkemizde özellikle üretim işletmeleri Pazar paylarını büyütmek, hedef kitlelerini daha genişletmek, ihracatı çoğaltarak uluslararası rekabet kriterlerine uymak, gelişen teknolojinin gerisinde kalmamak için gerekli yatırımları yapmak kısacası büyüyebilmek için ek kaynak ihtiyacı sürekli olarak gündemlerindedir. Çünkü teknolojiye uyum sağlayamayan işletmelerin faaliyetlerini sürdürebilmeleri çok zordur hatta imkansızdır. Bu bağlamda işletmeler ek kaynak ihtiyaçları doğal olarak sürekli vardır ve bu ek kaynak ihtiyaçlarını bankalardan kredi almak suretiyle karşılamaya çalışırlar. İşte bu ek kaynak bankalardan kullanılabilecek kredi olanaklarıdır. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi bankalar para ihtiyaçlarını merkez bankasından alırlar ve politika faizi kadar bedel öderler. Aldıkları bu parayı da işletmelere veya kişilere kredi olarak satarlar. Satarlar diyorum bankalar da bir ticaret merkezleridir ve kâr amacı gütmektedirler. Yani merkez bankasından aldıkları parayı üstüne belirli bir kar oranı kadar yükselterek kredi taleplerini karşılarken verdikleri faiz oranı politika faizinden sürekli yüksektir. Ayrıca bankalar, mevduat sahiplerinden toplayacakları paraya da politika faizini baz alarak faiz verirler.

Günümüzde politika faizlerinin piyasalara etkisine bakacak olursak, politika faizinin yüksek olması sebebiyle kredi faizlerinin de yüksek olması %65-70 lere kadar yükselmesi, sektör farkı olmaksızın tüm iş hayatını olumsuz etkilemiş, işletmeler yüksek maliyetlerden dolayı kredi kullanamaz duruma gelmiş, özellikle üretim işletmeleri karlarından fedakârlık yapmaya başlamış bazı işletmeler de küçülmek suretiyle üretimlerini azaltmak zorunda kalmışlardır. Daha da ötesi konkordato ve iflas eden işletmeler çoğalmıştır. Ayrıca küçülmeye giden işletmeler de işçi çıkarmaya gittiğinden işsizliğin çoğalmasına sebep olmuştur.

Ekonomide faiz, döviz kurları ve enflasyon üçgeni son derece önemli kriterlerdir ve bu üç kriterin dengede tutulması gerekir. Yani bunlardan birine dokunduğunuz zaman diğeri tepki verecektir ve dengenin bozulmasına sebep olacaktır. Ve ekonomide bozulan dengeleri eski yerine getirmek çok zor ve zaman alıcı bir süreçtir. Hazine ve maliye bakanımız, bir toplantıda “56 ülkede yapılan araştırmada yüksek enflasyonun düşürülmesinde ortalama 3,4 yıla ihtiyaç olduğu” anlamında bir cümle sarfetmiştir. Kendisinin göreve geldiği Mayıs 2023 tarihini baz aldığımızda ise 1,5 yılı geride bıraktığımız için önümüzde 2 yıl kadar bir süreye ihtiyaç vardır. Ancak ben bu süreyi 3 yıl olarak tahmin ediyorum.

Enflasyonun sebeplerinden biri olan iç talebin durdurulması amacıyla uzunca bir süreden bu yana devam eden sıkılaştırılmış para politikası sonuç vermeye başlamış ve uzun bir süre daha devam edeceği açıklanmıştır. Bu da bize göstermektedir ki sadece para politikası enflasyonun düşürülmesi için yeterli değildir. Bu uygulamaya ilaveten sıkı ve sürdürülebilir maliye politikası ve yapısal reformlar gereklidir. Bunları kısaca açmak gerekirse;

Maliye politikası; vergi gelirlerinin arttırılması ve kamuda tasarruf tedbirlerinin alınmasıdır. Vergi konusunda yeterli ve hatta gereğinden fazla adımlar atıldığı ortadadır ve gelir getirebilecek her faktör değerlendirilmektedir. Diğer yandan vergilerin arttırılması enflasyon olarak geri dönebilir. Kısaca günümüzde vergi gelirleri, ücretlileri tüzel kişiliklerden daha fazladır. Öncelikle adil bir vergi sistemi getirilmelidir. Kamuda tasarruf için bir süre önce ilan edilen tedbirlerden 108 milyar TL tasarruf sağlanacağı ifade edilmişti ama bunlara uyulmadığı hepimiz tarafından izlenmektedir.

Yapısal reformalar ise üretim ve gene sıkı ve sürdürülebilir tarım politikasının uygulamaya konulmasıdır. Üretim ve tarım politikaları ikisi de üretim bazlı olduğu için ikisi birlikte değerlendirilebilir.

Ülkelerin kalkınması yapılan üretim miktarı ile doğru orantılıdır. Öncelikle ihracatın artmasından dolayı merkez bankası döviz rezervlerinin artması, devletin vergi gelirlerinin çoğalması, işsizliğin azalması gibi ekonomik gelişmelerin pozitif şekilde gelişmesi anlamına gelir. Ayrıca ithalatın azalmasına da katkı sağlayacağı için paramızın yurt dışına gitmesi engellenecektir. Üretim yapılırken de sıradan ürünler değil, yükte hafif pahada ağır, katma değeri yüksek, yüksek teknolojiye uygun ürünler üretmemiz gerekir ki uluslararası rekabet kriterlerine uyum sağlayalım ve ithal ürün üretelim ki üretimde kullanılan ithal hammadde ve ara mallarının düşük maliyetle tedarik edelim ve enflasyonu kontrol altına alalım.

Sıkı ve sürdürülebilir tarım politikasına gelince ülkemizde maalesef artan tarım üretim malzemelerinin astronomik şekilde yükselmesinden dolayı üretici para kazanamadığından bazı ekim alanlarının ekilmemesi ve âtıl duruma düşmesi bir gerçektir. Biz bir tarım ülkesiyiz ve hiçbir ekili alan boş kalmayacak şekilde tarım politikasını acile uygulamaya koymamız gerekir. Tarım ülkesi olmamıza rağmen başta baklagiller olmak üzere çeşitli tarım ürünleri ve canlı hayvan ithalatını kesmemiz, tarım üreticilerine gerekli olan devlet desteklerinin arttırılması gerekir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım gerekçelerden dolayı enflasyon yüksek seyrettiği için politika faizleri son sekiz aydan bu yana %50 gibi yüksek seviyede bulunmaktadır. Ve dediğim gibi imalat sanayisi de sekiz aydan bu yana düşme eğilimindedir. İmalat PMI oranı da aynı şekilde düşmektedir. Enflasyon yılın ikinci yarısında düşme eğilimine girmiştir ama özellikle hizmet ve gıda enflasyonu direnç gösterdiği için politika faizi de düşmemştir. Ancak aralık ayında tahmini olarak %1,5-2,5 arasında düşmesi beklenmektedir. Oranın az olması ise piyasaların beklentisini karşılayamayacağı, oranın daha fazla olması ise döviz kurlarının ve dolayısıyla enflasyonun yükselmesine sebep olabilir. Ayrıca içinde bulunduğumuz zaman diliminde her yıl olduğu gibi ocak ve şubat aylarında aylık enflasyon %6-7 gibi yüksek çıkacağından politika faizi bu ay düşse bile önümüzdeki iki ayda gene sabit kalabilir. Piyasalara olumlu katkı yapabilmesi için her ay olmak üzere belirli oranlarda düşmesi zaruridir.

Sonuç olarak politika faizi ne kadar düşük olursa kredi maliyetleri de azalacağından üretim artacak ve yukarıda açıklamaya çalıştığım olumlu gelişmeler kaydedilecek ve ekonomik gelişme ve güven ortamı oluşacaktır, en önemlisi ise yabancı yatırımcılar ülkemize gelmeye başlayacaklardır.

Kaynak: Ekonomi Gazetesi

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.