Bugun...

BORÇLANMA

 Tarih: 10-08-2021 15:37:00
İsmail ERCAN

Gelişmiş ülkeler, kalkınma ivmesini yakaladıktan sonra ihracatla ve de borçlandırma ile ekonomik ve siyasi kazançlar elde ederler. Borçlanma çok eski tarihlerden beri devletler arasında kullanılan bir yaptırım aracı olduğu ve bugün ki dünya imparatoru ABD’nin ve ardılların kullandığı acımasız bir araçtır.

ABD’nin 2. Dünya savaşı sonrasında dünyanın yönetimini ele aldıktan sonra bir yaptırım aracı olarak borçlandırmayı siyaset literatürüne üzerinde geliştirmeler yaparak koydu.  Üretim-İhracat-Sermaye fazlası üçgeni ile ABD sermaye fazlasını, sermaye ihtiyacı olan ülkelere vermek üzere 3 şeytani kurumu oluşturmuştu. Nam-ı diğer 3 şeytan IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütüdür, Bu şeytanlar “doğrularını” sermaye ihtiyacı duyan ülkelere dayatmaya bugün de devam ediyorlar.

Bugün süper güç olarak ifade edilen ABD dışında da yaptırım aracı olarak borçlandırma enstrümanını başka ülkeler de kullanıyor. Çin, yakaladığı cari fazla sayesinde elde ettiği sermaye fazlasını bir çok ülkeye geri ödenmesi zor tarzda borç olarak kullanıyor. Yakın zamanda Sri Lanka örneğinde borç ödeme de zorlanan hükümet limanını Çin’e 99 yıllığına kiralamak zorunda kalmıştı. Hakeza Kenya, Zimbabve…de Sri Lanka ile benzer durumda oldukları uluslar arası medyaya haber olmuştu. Ülke olarak borçlanma bir ihtiyaç halinize gelmiş ise kritik bir aşamaya geldiniz demektir bu aşama da batabilir veya çıkabilirsiniz.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş döneminde de borçlanmaya gidilmek zorunda kalındı ama borçlandırma akıllıca kullanıldı ve gelir getirici çalışmalar da yani sanayileşmede kullanıldı. O vesile ile Türkiye o yıllar da cari fazla verdiği ve 1947’de Osmanlı’dan kendine kalan borç payını ödeme başarısı göstermişti. Sonra ki dönemde hatırlarsanız 1958’de Türkiye iflas etmiş moratoryum ilan etmişti ve ne hikmetse 1959’da Kıbrıs anlaşması yapılmış ve Kıbrıs Cumhuriyeti diye ada da bir devlet olduğu kabul edilmişti. 2000 yılların öncesinde devletlerarası bir konu olan borçlanma sonrasında devlet namına şirketlerinde borçlandığı dönemi yaşadık. Bu dönemde şirketler borçlanması devlet için ve devlet garantisi ile yapıldı bugün Türkiye devletin 400 milyar doları aşan dış borcunun hepsi doğrudan veya dolaylı olarak devletin yani vatandaşlarındır, bizlerin ve doğmamış çocuklarındır.   Şirketlerin borçlanması ile ülke toprağına giren sıcak para ile halklar yalancı bir bahar yaşasa da akabinde gerçek bir kış yaşamakta Türkiye’nin hal-İ pürmelali özetle budur. Şirketlerin borçlanması sonrası için yeni bir borçlandırma siyasetinden bahsediliyor bu döneme de bireylerin yani hane halkların borçlandırılması diyebiliriz.

Devletlerarası borç, devlet garantili şirketlerin borçlanması akabinde yeni borçlanma yani devlet garantili zengin vatandaşların borçlanmasıdır. Bu yeni döneme ilişkin borçlandırılmaya dair dilerseniz size bir video tavsiye edeyim isteyen buraya tıklayarak Cüneyt Akman ile Ali Rıza Güngen’in ilgili videosunu izleyebilir, tavsiye ederim. Borçlandırma, çok detaylı ve hakkında üniversiteler de ders konusu olabilecek bir konu ben burada kısaca değinmek istedim. Velev ki şahsımız velev ki şirketimiz ve de devletimiz, borçlanma da akıllı davranmak zorundadır, kimsenin daha doğmamış çocuklarımıza yoksul bir gelecek bırakmaya hakkı yoktur. Yeni anayasanın gündem de olduğu bugünler de anayasal borçlanma konusu muhakkak yazılmalıdır. Saygılarımla.

Son Söz; Ateşin, borcun, hastalığın ve düşmanın küçüğü yoktur. Beydeba 

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
  • BUGÜN ÇOK OKUNANLAR
  • BU HAFTA ÇOK OKUNANLAR
  • BU AY ÇOK OKUNANLAR
YUKARI YUKARI
Telefon
WhatsApp